K.T. BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI AV. ÜNVER BEDEVİ 2017-2018 ADLİ YIL AÇILIŞ KONUŞMASI

 

Trafik Kazaları ile İlgili Açıklama

 

K.T BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI AV. ÜNVER BEDEVİNİN 2016-2017 ADLİ YIL AÇILIŞ KONUŞMASI


Avukatlar Günü ile ilgili Basın Açıklaması                         



                                                                                                                                             14.10.2015

                                                           

Sn. Av. Alper Tunga Bacanlı

Antalya Barosu Başkanı

  

Alanya Adliyesi önünde basın açıklaması yapmak isterken polis tarafından çirkince saldırıya uğrayan meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletir, acil şifalar dileriz.

 

İfade özgürlüğüne tahammül edemeyen her türlü zihniyetin karşısında olduğumuzu ve İnsan Hakları, Hukuk ve Demokrasi mücadelemizi hep birlikte yılmadan sürdüreceğimizi vurgularız.

 

 

 

                                                                                                                  Ünver V. BEDEVİ

                                                                                                                       Başkan

                                                                                                         Kıbrıs Türk Barolar Birliği

 






                                        K.T. BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI AV.ÜNVER BEDEVİ’NİN

                                                          2015-2016 ADLİ YIL AÇILIŞ KONUŞMASI


Sayın Cumhurbaşkanı,

Sayın Yüksek Mahkeme Başkanı,

Değerli Meslektaşlarım,

Değerli Konuklar,


Devlet Oluşumumuzun 3 Bacağından birini teşkil eden Yargının, Yeni Faaliyet Yılı Açılışına hoş geldiniz!

 

Yargı Bacağının 3 Temel Unsuru: Hakimler, Savcılar  ve Avukatlardır. Avukatlar, büyük farkla en kalabalık olan,  Hakimlerle Savcıları kendi bünyesinden çıkaran, kurucu, kalıcı ve en büyük yükü taşıyan unsurdur.

 

Kamudan ( Devletten ) maaş veya emeklilik ödenmeyip serbest çalışan, ancak kamu görevi ifa eden ve özgürce adalete hizmet eden Avukatlar, sırf  adalet sistemi içerisindeki fonksiyonları itibariyle bile, birer adalet neferidirler. Hak arayan her  bireyin başvuracağı kişi Avukattır. Avukatın olmadığı yerde adaletten söz etmek mümkün değildir.

 

 Bağımsız Yargı Sistemimizin en üst organı olan ve Hakimlerin tayin ve terfileri dahil birçok konuda nihai yetkiye sahip Yüksek Adliye Kurulu, Baro Temsilcisi dahil 3’ü Avukat ve tümü Avukat kökenli üyelerden oluşmaktadır. Aynı şekilde, Baro sınavları dahil, Avukatlık Mesleğine girişlerden sorumlu “Hukuk Meclisi”, 4’ü Baro tarafından atanan Avukat ve tümü Avukat kökenli üyelerden oluşmaktadır. Yasalar tahtında kurulup faaliyet gösteren birçok  kurulda, Baro tarafından atanan  Avukat üyeler ödeneksiz görev yapmaktadırlar.

 

Avukatlar ve Baro artık, mesleki ve yargıdaki sorunlara ilaveten, birçok sosyal ve toplumsal konunun içinde yer alıp katkı koymakta, ve icra ettikleri meslek kendilerini birçok konuya en vakıf toplum kesimi yapmaktadır. Avukatlar icra-i meslekte maddi-manevi tatmin buldukları oranda, adalet sistemine ve topluma katkıları artacaktır.

 

Dolayısıyla sistemde temel, fiiliyatta da etkili olan Avukatlar, ve seçimle oluşturdukları Meslek Kuruluşları olan Baro, hem Yargı adına söz söyleme hakkını kendinde görür, hem de serbest ve bağımsız kimlikleriyle veya Baroları vasıtası ile temsil ettikleri toplum ve bireyleri adına eleştiri, öneri, çalışma ve icraat yaparlar.

 

Bunu yaparken Avukatlar ve Baro, bünyelerinde bireysel olarak siyaseten taraf ve aktif üyeler de barındırmalarına rağmen, meslek grubu ve kurum olarak siyasetten uzak durmaya özen göstermektedirler.

 

 Ancak Kıbrıs Türkü’nün geleceğine dair siyasi belirsizlik, ekonomik sağlıksızlık ve umut eksikliği noktasında Baro, Kıbrıs Meselesinin artık neticelenmesini, ve Kıbrıs Türkü’nün Avrupa ve Dünya yörüngesine bir an önce girmesini desteklemektedir. Buna hazır ve istekli olmalıyız. Gerçekçi, ama cesur, çalışkan, ve en önemlisi “Legal” olmalıyız ! Mevcut şekil, kim ne derse desin, sağlıklı veya sürdürülebilir değildir!

 

 Ülkemizde adalet ve yargı ile ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için, hukuk camiasının nasıl bir zemin üzerinde faaliyet gösterdiğine de bakmak gerekir.

 

-  Siyasi çözümsüzlük ve tanınmamışlık zaten muazzam bir handikaptır.

 

-  Bu küçücük ülkede, ekonomik ve sosyal sorunlar ürkütücü boyutlardadır.

 

-  Ülke ekonomisi büyük ölçüde Türkiye’den gelen borç veya hibenin memur maaşlarına aktarılması üzerine kurulu olup, yeterince üreten veya dıştan yatırım veya kazanç sağlayan sağlıklı bir yapıda değildir, ve Avukatların da dahil olduğu serbest çalışan kesim neredeyse gözden çıkarılmış durumdadır.

 

-  Meclis, gerek oluşumu gerekse performansı itibarı ile, yasa yapma ve Yürütmeyi denetleme yerinden ziyade siyaset kazanı haline gelmiştir , ve orada geçirilmesi gereken birçok yasa, mevcut yasalarda ise eksiklikler, yanlışlıklar ve amatörlük vardır. Meclisin daha çok Hukukçu desteğine, ödenekli Hukuk Komisyonlarına ve AB müktesebatından kopya çekip uyarlama yapmaya ihtiyacı vardır.

 

-  Devlet kadroları, özellikle üst yönetimde, genelde ehliyet ve performansa göre değil, partizanlık ve torpile göre oluşturulup, meslek-içi eğitime tabi tutulmuyor, ve hiç çalışmayan bir memur bile bu ülkede işten durdurulamıyor. Haliyle Yürütmenin uygulamalarında çok ciddi eksiklikler ve yetersizlik vardır.

 

-  Uyuşturucu kullanımı giderek yaygınlaşmakta, okullara kadar inmiş vaziyettedir.

 

-  Ülkenin her köşesine yayılmış bahis dükkanları tüm Kuzey Kıbrıs vatandaşlarına da sözüm ona “hizmet” sunmakta, gençleri hatta çocukları içine çekip bağımlı yapmakta, ocakları söndürmektedir. Allah aşkına ülke ekonomisine katkısı nedir bunların? Değer mi ?!

 

-  Trafikte altyapı ve düzen felaketleri kabullenip körüklemekte, yetersiz eğitim ve denetim, gereksiz felaketler ve ölümler getirmektedir.

 

-         Gerçek bir Faiz Yasası’nın yokluğu ve dövizin değerinin sürekli artması borç enkazı yaratmakta, toplum bireylerinde psikoloji bırakmamakta, intihara kadar yol açabilmektedir. Artık yolsuzluklara kimse şaşırmamaktadır.

 

-         Gıda üretiminde ve ithalatında yeterli denetim ve caydırıcılık uygulanmamakta, Teknolojinin yaydığı tehlikeler yeterince kavranıp önemsenmemekte, velhasıl her türlü hastalık yaş-sınırı tanımaksızın etrafta kol gezmektedir.

 

Bu listeyi uzatmak kolaydır. Fakat zemin budur  ve bozuktur ! Bu, Adalet Sistemi ve Hukuk Camiası için büyük bir ilave yük oluşturmakta, suçları ve davaları artırmakta, çözüm bulmayı zorlaştırmaktadır.

 

Artan nüfusa ve dava Sayılarına rağmen, ve kısmi iyileştirmelere karşın, Mahkemelerin bina, altyapı, araç-gereç, sair ihtiyaç ve teknolojik donanım, güvenlik ve bütçe gibi eksiklikleri maalesef giderilmemiştir. Bu sorun hem adaletin sağlıklı ve erken gerçekleşmesini, hem de Avukatlar dahil tüm yargı çalışanlarını ve Mahkemeye gelen halkı olumsuz etkilemektedir. İşin ciddiyeti ve önceliği artık görülmeli ve yeterli bütçe ayrılmalıdır.

 

Ülkemizde adalet sürecinin ( genel olarak ) yavaş işleyip geç tamamlanması ciddi ve geçerli bir sorundur.

 

Geciken adaletin, adalet olmaktan, sırf gecikme sebebiyle çıktığı, malumdur. Fakat gerçek ve sağlıklı adalet, aşırı sürate veya yüzeyselliğe de gelemez. Böylesi adalet de, geciken adalet gibi, adalet olmaktan çıkar. Adalet, göstere göstere ve bir usule göre yapılması gereken zor ve zahmetli bir şeydir. Dolayısı ile  (istisna meseleler hariç ) bir süreç yaşanacaktır. Ancak  buna  rağmen, ve ülke zeminindeki bozukluklara ve yarattığı ilave yüke de rağmen, bu sorunun üstesinden gelebilmeliyiz. Bu süreci hızlandırmalı ve adaletten taviz vermeksizin, makul sürede tamamlanmasını sağlamalıyız. Esas olan budur.

 

Güvensizlik, bıkkınlık, uzun süreli belirsizlik yaratılmamalı, Gereksiz ve aşırı gecikme ve oyalamalara, kimden gelirse gelsin, fırsat verilmemelidir.

 

Bu noktada biz Avukatlara sorumluluk düşmektedir. Müvekkil için bazen zaman kazanmak da makul olmakla birlikte, Esas olan şey: Gerekli işlemi ve hazırlığı yapmış olmak, bunun yerine tehir istememektir.

 

Buna mukabil Hakimlerin mevcut dosya yükü altında ezilmemeleri sağlanmalı, ve Hakimlerin iş yükü ve bunun çeşitleri, daha verimli olabilecekleri şekilde paylaştırılmalıdır. İhtiyaç olan yeni hakimler alınmalı, ve Case Management yani dava yönetimi, gerekiyorsa tekrar gözden geçirilip iyileştirilerek, ve daha iyi anlaşılması sağlanarak, uygulanmalıdır.

 

Bu bağlamda, Hakim ve Savcı Münhallerinde çağımıza uygun, somut kriterler belirlenerek, şeffaf, objektif ve bilimsel yöntemler kullanılmalıdır. Alınan neden alındığını, alınmayan neden alınmadığını bilmelidir. Hakim münhallerinde mülakat uygulamasını başlatılmış oluşu, olumlu bir adımdır. Buna sınav da eklenmelidir.

 

Yine bu bağlamda, Yüksek Mahkeme açısından da bakıldığında, İdare Mahkemesinin 2 kademeli şekle dönüştürülmesi ve Yüksek Mahkeme Yargıçlarının sayısının, Anayasa değişikliği ile artırılması kaçınılmaz olmuştur.

 

Adalet sürecine ilişkin başka, farklı bir sorun daha söz konusudur; çünkü süreç sadece davada geçen, yani hükme kadarki süre olmayıp, genel tabiri ile İcra’yı, yani Mahkeme Kararlarının Uygulanmasını da kapsamaktadır.

 

Bu çerçevede bakıldığında, Tebliğ ve İcralarda, Gayrimenkul Mecburi Satışlarında ve Mazbataların uygulanmasında, mevcut sistem uzun zamandır tıkanmış ve tatminkar olmaktan çıkmıştır.

 

Hiçbir Avukat icra veya mazbata heveslisi değildir. Avukatlar hukuka ve adalete hizmet ederler ve geçimlerini bu şekilde kazanmaya çalışırlar.

 

Avukat, hukuk sisteminin çalışmasını ister- illa ki bu şekliyle çalışması derdinde de değildir. Adil ve etkili bir sistem olup çalışması yeterlidir.

 

Bu bağlamda, Devlet kaynaklı bilgi ve belgelerin Avukatlar tarafından dava maksatları için temini mümkün, pratik ve masrafsız olmalıdır.

 

Ülkemizde gerçek bir Faiz Yasasının olmayışı, büyük bir eksiklik ve adalete vurulmuş bir darbedir.

 

Yıllarca var olup, başarı ile uygulanmış olan Fasıl 150’nin yürürlükten kaldırılması ve değişen piyasa koşulları, toplum bireyleri açısından gayri-adil ve ciddi boyutta bir borç enkazı yaratmıştı.

 

1. ve 2. Yapılandırma Yasaları, uyardığımız veçhile başarısız oldu.

 

 Baronun da katkıları ile hazırlanan ve yürürlükte bulunan 3. Yapılandırma Yasası bizden kaynaklanmayan eksikliklere rağmen, kısmi dahi olsa, kalıcı bir çözüm getirmiştir.

 

Özellikle bizim gibi ekonomisi istikrarlı olmayan, kullandığı paranın değeri ve faiz oranlarının değişken, ve neredeyse sınırsız olduğu bir ülkede, bu sebeple doğabilecek adaletsizlikleri “ serbest piyasa” ve “imzaladı bitti” yaklaşımı ile çözemezsiniz. Yasal düzenleme şarttır.

 

Dolayısı ile atılması gereken 3 Adım vardır :

 

Öncelikle 3. Yapılandırma Yasasının kapsamının genişletilmesi, tarihlerinin güncellenmesi ve Yasanın, Devlet alacakları veya donuğa düşmemiş borçlar dahil mevcut tüm borç-alacak ilişkilerine şamil kılınması gerekir.

 

Aynı zamanda, ileriye dönük tüm borç-alacak ilişkileri için faiz hadlerini ve/veya katını sınırlayan Fasıl 150 benzeri bir Faiz Yasası gerekir.

 

Son olarak da, Haksız Sözleşme Şartları Yasası olarak adlandırılabilecek, tüm gelişmiş ülkelerde var olan ve Mahkemelere, taraflar arasında imzalanmış sözleşmeleri veya maddelerini denetleme, geçersiz kılma veya makuliyet testine tabi tutma yetkisi verecek bir yasaya da ihtiyaç vardır.

 

Avukatlık Mesleğini tehdit eden en önemli sorun, Avukat sayısının yıllardır kontrolsüz bir şekilde büyümesi ve buna bağlı olarak, kalitede yaşanan kaçınılmaz düşüştür.

 

Bunun en büyük sebepleri; eğitimde plansızlık, üniversite veya Hukuk Fakültelerinin sürekli artması, sınavsız öğrenci almaları ve her yıl daha fazla hukuk mezunu vermeleri, ve eğitimde ticaretin, kalitenin önüne geçmesidir.

 

Aynı durum, Rum Kesiminde ve Türkiye’de de yaşanmakta ve önlem alınmaya çalışılmaktadır.

 

Gerçek bir Hukuk Devleti olabilme yolunda katkı koyacak ve yargıyı ileriye taşıyacak bilgili ve donanımlı hukukçular yetiştirmek öncelik olması gerekirken, Hukukçu ve Avukat Enflasyonu yaratılmıştır. Bunun dizginlenmemesi hem mevcut Avukatlar, hem gelecek olanlar, hem de Yargı ve dolayısı ile Toplum için, felaket niteliğindedir.

 

Yüksek Mahkeme, Baro ve YÖDAK’ın işbirliği ile hayata geçirilmeye çalışılan, yerli üniversitelerde Kıbrıslı öğrencilere Yerel Hukuku mecburi kılan değişiklik, faydalı ve şart olmakla birlikte, bu sorunu çözmez.

 

Hukuk mezuniyetinin Avukatlık demek olmadığını tüm gelişmiş ülkeler gibi görüp, Baro Sınavları dahil staj ve icra-i meslek şartlarını oralardaki düzenleme uygulama ve seviyelere getirmeliyiz. Bu yönde birtakım yeni uygulamalar Hukuk Meclisi tarafından başlatılmış olup, devamı getirilmelidir.

 

 Polis, Toplum adına yürütülen adalet sistemimizin çok önemli bir parçasıdır.

 

Özellikle, gerek ceza davalarında, gerekse dava öncesi aşamalarda ve Mahkeme emirlerinin uygulanmasındaki fonksiyonları, biz Avukatlar açısından özel bir önem taşır.

 

Tabii ki, Polisin ihtiyacı olan altyapı, teknolojik donanım, eğitim ve personel eksiklikleri giderilmelidir.

 

Fakat öncelikle Polisin, genel olarak, Hukuku, İnsan Haklarını ve Avukatı kabullenip hazmetmesi gerekir. Gönüllü ifade olmaksızın da suçluları bulup mahkum ettirebilmesi gerekir ! İfade için dayak ve işkenceyi tarihe gömmesi gerekir ! Mahkeme Emirlerini geciktirmeden ve kimseden talimat almadan uygulaması gerekir. Avukat-Zanlı görüşmesine uyguladığı gayri-yasal engellemeyi derhal kaldırması gerekir.

 

Bu bağlamda, gerek cezai gerekse sivil meselelerde katkı sağlayacak, hukuk sistemimize uygun bir Adli Tıp Kurumunun artık ülkemizde oluşturulması gerekir.

 

Ceza Usul ile ilgili Mevzuatın da, İnsan Hakları ve Adil Yargılanma Hakkı ile uyumlu olacak, gelişmiş demokrasilerdeki ile örtüşecek ve kimsenin Avukat yardımından mahrum kalmamasını sağlayacak Adli Yardım Müessesesini & Nöbetçi Avukat uygulamasını içerecek şekilde düzeltilmesi gerekir. Ve en önemlisi, mevcut yasaya bir madde eklenerek Polis tarafından Avukat huzurunda ve kayıt altında alınmayan ifadelerin geçersiz olacağı düzenlenmelidir.

 

Cezaevi koşullarının da iyileştirilmesi ve insan haklarına ve onuruna uygun hale getirilmesi gerekir. Mahkumlar cezaevinde geçirdikleri süre zarfında eğitilmeli ve tahliye edildiklerinde kendilerine Devlet eli ile ödenekli iş sağlanarak topluma kazandırılmalıdırlar.

 

Suç işlemiş çocukları ise şimdiki gibi cezaevine değil alternatif bir merkeze veya cezalara ve eğitime sevketmeliyiz. Ancak böyle bir merkezden yoksun oluşumuz kabul edilemez.

 

 Bu ülkede Mültecilerle ilgili sürdürülen uygulama, yani sıfır mülteci yaklaşımı ve ülkelerindeki savaştan kaçan insanların yasal yollardan ülkeye girişlerine ve kalmalarına müsaade edilmeyip, onları tutuklayıp yargılayıp üstelik çoğu zaman geldikleri ülkeye geri göndermek, bir insan hakları ihlali ve insanlık ayıbımız olarak devam ettirilmektedir.

 

Kadına ve Çocuğa Karşı Aile İçi Şiddet sanılanın aksine nüfusumuza göre çok fazladır ve artmaktadır. Bunun vahametini gerçekte ancak yaşayan ve hisseden bilir. Bizlerin de toplum olarak onların içinde bulundukları durumu kavrayabilmemiz ve katkı koymamız gerekir.

 

Baronun toplumsal konulara da gönüllü katkı koyma arzusu ve uğraşı çerçevesinde oluşturulup Gönüllü Avukatlar ve KAYAD ile sürdürülen AB destekli DİREN Projesi kuruluşunun ilk yılında 21 şiddet mağduruna parasız hukuki destek sağlamış bulunmaktadır.

 

Uyuşturucu illeti ve özellikle güncel olarak Bonzai maalesef ülkemizi de sarmış ve okullara kadar inmiş vaziyettedir. Özellikle genç neslin tükenişine seyirci kalınmamalıdır. Her kesime, her kuruma, her bireye bu konuda görev düşmektedir. Uyuşturucu trafiğinin ve kullanımının etkin bir şekilde denetlenip engellenmesi, bireylerin eğitilmesi ve kullanıcıların tedavi edilmesi gerekir. Uyuşturucu ile ilgili mevcut uygulamamız büyük ölçüde tasarrufunda düşük miktarda uyuşturucu ile yakalanan kullanıcıları uyuşturucunun çeşidine ve miktarına göre yargılayıp hapse göndermekten ibarettir. Fakat baronlar ve tüccarlar büyük paralar kazanmakta, toplumu zehirlemekte ancak bir türlü yakalanmamaktadır. Tedaviye muhtaç bağımlıları ve eğitime muhtaç kullanıcıları caydırıcı denilen uzun hapislik cezaları ile uyuşturucudan vazgeçirmemiz mümkün değildir. Bu küçücük ülkede imalat varsa nerede yapıldığı, ithalatın hangi gümrükten veya sınır kapısından veya geçiş noktasından ülkeye sokulduğu, küçük satıcılar tarafından hangi noktalarda satışların yapıldığının tespiti, imkansız veya çok da zor olmasa gerek.

 

Baro çatısı altında Gönüllü Avukatlar tarafından hayata geçirilen Kum Zambakları Projesi, uyuşturucu ile ilgili elinden geldiğince çalışma ve icraat gerçekleştirip, katkı koymaya çalışmaktadır.

 

Meclisin gündeminde bulunan Denetimli Serbestlik Yasa Tasarısı ile ilgili de Baro olarak destek ve katkı sağlayıp, detaylı çalışmalar yaptığımızı belirtmek isterim.

 

Avukatlar ve Savcıların da görev yaptıkları, uluslararası hukuk tarafından da kabul görmüş bir mahkeme oluşumu durumundaki Taşınmaz Mal Komisyonu, bildiğimiz kadarıyla kaynak bulunamaması sebebiyle tam bir hukuk ayıbına dönüşmüş durumdadır. Askıda bulunan veya görüş bekleyen müracaatlar, ayları hatta yılları bulan tehirlere uğramakta ve neticelendirilememektedir. Kıbrıs Meselesinin en can alıcı noktalarından biri olan mülkiyet konusuna, keza hukuka ve adalete, ciddi bir katkı sağlama fırsatı maalesef yitirilmiştir.

 

Tüm bu konuların ve sorunların topluma aktarılmasında önemli bir rol üstlenmiş olan Medyanın, yüksek bir sorumluluk bilinciyle hareket edip, özellikle masumiyet karinesine riayet etmesi, toplumun doğru ve sağlıklı bilgilendirilmesini, tiraj ve reyting önceliğine tercih etmesi gerekmektedir.

 

BARO, gerek görevi icabı meslekteki ve yargıdaki sorunlarla, gerekse gönüllü bir şekilde toplumsal konularda katkı anlamında, ciddi bir uğraş içerisindedir.

 

Baro Merkez Binası tamamlanıp açılmış ve sadece Avukat aidatları ile ödenmiştir.

 

Bu safhada öncelikli hedeflerimiz arasında, gerçek anlamda kurumsallaşma yolunda ilerlemenin yanında, Avukatlar Yasası ve Emeklilik, mesleğe girişlerin kontrol altına alınıp meslekteki kalitenin artırılması, Disiplin İşlemlerinin yürütülmesi, ülkemizdeki diğer kurumlarla işbirliğinin ilerletilmesi, dış dünya ve özellikle Türkiye Barolar Birliği ve Uluslar arası Baro Kuruluşları ve Avrupa Birliği Kurumları ile ilişkilerin daha ileriye götürülmesi ve Meclis Komitelerinde yasa çalışmalarına katkı vardır.

 

Katkı koymak isteyen Meslektaşlarımıza kapının açık olduğunu hatırlatır, Baro faaliyetlerinde görev alıp katkı koyan veya destek verenlere teşekkür ederim.

 

Yakın gelecekte emekliliğe ayrılacak olan Yüksek Mahkeme Başkanı Sayın Şafak Öneri’ye uzun ve huzur dolu bir emeklilik, yeni Yüksek Mahkeme Başkanımız Sayın Narin Ferdi Şefik’e de görevinde başarılar dilerim.

 

Önümüzdeki Adli Yılın öncekilerden daha da zor geçeceği kesindir. Gerek yasal düzenlemeler gerekse uygulama açısından bizleri çağdaş hukuk sistemlerine yaklaştıracak bir Adli Yıl temenni eder, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

 

 

                                                                                                                             Ünver V. BEDEVİ

                                                                                                                       K.T.Barolar Birliği Başkanı

 






                                          K.T. BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI AV.ÜNVER BEDEVİ’NİN

                                                          2014-2015 ADLİ YIL AÇILIŞ KONUŞMASI

Sayın Meslektaşlarım

Sayın Yüksek Mahkeme Başkanı

Sayın Başsavcı

Sayın Cumhurbaşkanı

Değerli Konuklar

 

 Devlet oluşumumuzun, Yasama ve Yürütme ile birlikte üç bacağından birisini teşkil eden Yargının, her yıl düzenlenmesi arzu edilen açılış törenine hoş geldiniz.

 

Yargının üç temel unsuru; hakimler, savcılar ve Avukatlardır. Avukatlar; büyük farkla en kalabalık olan ve hakimlerle savcıları kendi bünyesinden çıkaran unsurdur.

 

Devletten maaş veya emeklilik ödeneği almayıp serbest ve bağımsız çalışan, ancak kamu görevi ifa eden ve Adalete hizmet eden Avukatlar, sırf adalet sistemi içerisindeki fonksiyonları itibarı ile bile, birer adalet neferidirler. Hak arayan her bireyin başvuracağı kişi Avukattır. Avukatın olmadığı yerde adaletten söz etmek mümkün değildir.

 

Yargı sistemimizin en üst organı olan ve hakimlerin tayin ve terfileri dahil birçok konuda nihai yetkiye sahip olan Yüksek Adliye Kurulu, Baro temsilcisi dahil 3’ü Avukat ve tümü Avukat kökenli üyelerden oluşmaktadır. Aynı şekilde, Baro sınavları dahil Avukatlık mesleğine girişleri düzenleyen Hukuk Meclisi ise 4’ü Avukat ve tümü Avukat kökenli üyelerden oluşmaktadır.

 

Dolayısı ile sistemde temel, fiiliyatta da etkili olan Avukatlar, ve seçimle oluşturdukları meslek kuruluşları olan Baro, hem yargı adına söz söyleme hakkını kendinde görür, hem de serbest hukukçu kimlikleriyle kendi adlarına veya Baro vasıtası ile, temsil ettikleri toplum ve bireyleri adına eleştiri ve icraat yaparlar.

 

Bunu yaparken, Avukatlar ve Baro, bünyesinde bireysel olarak siyaseten taraf üyeler de barındırmasına rağmen, meslek grubu ve kurum olarak siyasetten uzak durmaya özen göstermektedir.

 

Ancak Kıbrıs Türkü’nün geleceğine dair siyasi belirsizlik, ekonomik sağlıksızlık ve umut eksikliği noktasında Baro,  ( eğer bu siyasetse ) , Kıbrıs meselesinin artık neticelenmesini, Kıbrıs Türkü’nün Avrupa Birliği ve gelişmiş dünya yörüngesine bir an önce girmesini desteklemektedir.

 

Avukatlar veya adaletle ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapabilmenin başlangıç noktası, hukuk camiasının ülkemizde nasıl bir zemin üzerinde faaliyet gösterdiği ve adalet sağlamaya çalıştığıdır;

 

Siyasi çözümsüzlük ve tanınmamışlık zaten önümüzde durmaktadır. İlaveten bu küçücük ülkede sosyal ve ekonomik sorunlar ürkütücü boyutlardadır. Üreten, refah yaratan bir ekonomimiz yoktur. Çare üretebilen hükümetlerimiz de maalesef yoktur. Geçirilmesi gereken yasalar, yasalarda eksiklikler, yanlışlıklar, amatörlük vardır. Yürütmenin uygulamalarında eksiklikler, yetersizlik vardır. Gittikçe yaygınlaşan, okullara kadar inen ancak baronları bir türlü yakalanmayan uyuşturucu belası vardır. Her köşede çocukları bile içine çeken bahis dükkanları vardır. Trafik altyapı ve düzeni felaketleri kabullenmiş ve körükleyen durumdadır. İstismar vardır. İntiharlar vardır.

 

Avukatlık eğitimi olmadan Avukatlık hizmeti veren kişiler bile türemiştir. Partizanlık vardır. Rüşvet vardır. İşkence vardır. Faiz sorunu vardır. Meclisin Anayasa değişikliğini ülkedeki hukukçulara danışmayı gerekli görmediği ve unuttuğu bir ülkedeyiz. Gelişmiş ülkelerden kopya çekmeyi bile akıl edip beceremiyoruz. Bunlar saymakla bitmez. Dolayısıyle bu ülkede suçlarda, ceza davalarında ve tüm sivil dava kategorilerinde artış veya hali hazırda artmışlık vardır.

 

Böyle bir zemindeyiz ve zemini düzeltmek hukuk camiasının vazifesi veya yapabileceği bir şey değildir. Bu görev en başta talip olup seçilenlerin, yani meclis ve hükümetlerin ve devlet maaşlı uygulayıcılarındır. Yargı ancak asli görevlerini yapmak sureti ile katkı koyar. Ancak bu zemin ve şartlar yargının üzerindeki yükü ve baskıyı artırmaktadır. Ayakta kalan son kale diye nitelendirilen ve halkımızın gözünde de en güvenilir Kurumumuz olan Yargı tüm olumsuzluklara rağmen direniyor ancak nereye kadar ???

 

( Yargının ve Mesleğin sorunları nelerdir- Baro ne yapıyor )

( Avukatlar ne yapıyor, ne istiyorlar, sorunları nelerdir ? )

 

En temel sorunlarımızdan biri Avukat sayısındaki kontrolsüz büyümedir. Bunun en büyük sebepleri eğitimdeki plansızlık, ( yerli ) üniversitelerin her yıl büyüyen sayılarda hukuk mezunu vermesi ve ülkemiz dahil birçok ülkede yaşanan, eğitimde ticaretin kalitenin önüne geçmesidir.

 

Gerçek bir Hukuk Devleti olabilme yolunda katkı koyacak ve yargıyı ileriye taşıyacak bilgili ve donanımlı hukukçular yetiştirmek öncelik olması gerekirken, hukukçu ve Avukat enflasyonu yaratılmıştır.

 

Avukat enflasyonunun bir an önce Hukuk Meclisi tarafından dizginlenmemesi, hem mevcut Avukatlar için, hem gelecek olanlar için, hem de yargı ve dolayısı ile toplum için felaket niteliğindedir.

 

Baro imtihanları dahil staj ve icra-i meslek şartlarını gelişmiş ülkelerdeki düzenleme, uygulama ve seviyelere getirmeliyiz. Bunun yapılmamasının kabul edilebilir bir izahı yoktur.

 

Buna paralel olarak da hem staj ve mesleğe giriş hem de icra-i mesleğe yönelik dersleri ve kursları devreye koyabilmek üzere Baro olarak çalışmalarımız tamamlanmak üzeredir.

 

Bir diğer temel sorun adalet mekanizmasının yavaş işleyişidir. “Geciken adalet, adalet değildir.”  Davalar, adaletten taviz vermeksizin makul sürede neticelendirilmelidir. Mahkeme kararlarının uygulanması da bunun bir parçasıdır. Kararların, yasal düzenlemeler ve medeni ölçüler içinde uygulanmasının zorlanması da şarttır. Uygulanmayan veya meyvesi temin edilmeyen emrin anlamı kalmaz. İnsanların davaları erken bitmeli, belirsizlik, güvensizlik, bıkkınlık oluşmasına veya kimden gelirse gelsin gereksiz oyalamalara fırsat verilmemelidir.

 

Tabii ki bu, ülkedeki ekonomik durumla da alakalıdır çünkü davalarda nihai çözüm genelde  birilerinin birilerine ödeme yapmasını içeriyor.! Dolayısı ile hükümetlerin ekonomiye canlılık kazandırması ve taze kaynaklar yaratması gerekmektedir. Meclisin de hukukçulara kulak vermesi, dünyadaki örneklerden faydalanması, ülke şartlarını doğru tahlil etmesi, gerekiyorsa ( ki bence gerekiyor ) tam zamanlı ödenekli Hukuk Komisyonları oluşturup raporlarından faydalanması gerekiyor.

 

Bu bağlamda, yakın geçmişte yaşadığımız bir tehlikeye de dikkat çekmek gerekiyor : Meclisin veya hükümet çoğunluğunun, önem verdiğimiz demokrasimizin bize göre en önemli ve en hassas noktalarından biri olan Yargının Bağımsızlığı ve Kuvvetler Ayrılığı’na riayet etmesi, mahkeme emirlerine  bilerek veya bilmeyerek müdahale teşkil eden düzenleme ve icraattan kaçınması gerekir. Gün gelir bu bağımsız adalet herkese lazım olur.!

 

Adaletin erken tecellisi ile ilgili devamla, ceza davalarında süreç, tahkikat aşamasından neticeye kadar çok uzuyor ve genelde teminat da olup uzun uzadıya devrede kalabiliyor ve sonunda dava dahi gelmeyebiliyor veya pekala beraatle neticelenebiliyor. Böyle durumlarda ne oldu adalet veya erken tecellisi veya İnsan Hakları ?

 

Bu bağlamda Baro olarak en önemli konularımızdan biri olan Ceza Usul Mevzuatı ile ilgili kendi çalışmalarımızı yapmakta olduğumuzu belirtir, bu ülkede İnsan Hakları ve Adil Yargılanma Hakkı ile uyumlu, gelişmiş ülkelerdeki ile örtüşen, örneğin Avukatın hazır bulunmadığı ortamda veya kayıt altında gerçekleşmeyen ifadelerin geçersiz olmasını ve Adli Yardım Müessesini içeren yasal düzenlemenin gecikmeden devreye konulması çağrımızı tekrarlarım.

 

Yine bu bağlamda, ülkemizde bir Adli Tıp Kurumu’nun hala daha oluşturulmamış olması kabul edilemez.

 

Medyanın tiraj ve reyting önceliğini dizginleyip sansosyanalizm peşinde olmaması, insan haklarına ve suçsuzluk karinesine saygı göstermesi gerekir. Bu konularda Medya Etik Kurulu Baro tarafından tayin edilen bir Avukat üyenin de katkısı ile başarılı çalışmalar yapmaktadır.

 

Yine aynı bağlamda, adalet mekanizmasının kritik ve önemli bir parçası olan Polis Teşkilatı ile ilgili aslında söylenecek çok şey var. Ancak, polisin, hukuku, insan haklarını ve Avukatı benimseyip hazmetmesi gerekir. Mahkeme emirlerini geciktirmeden uygulaması gerekir. Hukuk dışı taktik ve yöntemlerden uzak durup, işkenceyi tarihe gömmesi gerekir. Tabi bu bağlamda gerekli moral ve maddi desteğin kendilerine sağlanması, gerekli altyapı, teknoloji, mesleki eğitim ve yasal düzenlemelerin de sunulması sureti ile desteklenmelidir. Polis değil, toplumun gözünde “Polisimiz” olmalıdır. Ancak bu, ısrarla yıllardır zanlıyı mesai dışında Avukatı ile görüştürmeyerek sağlanamaz.!

 

Yine adaletin tecellisi ve bunun makul sürede gerçekleşmesi bağlamında, Sivil Davalarda Usul ve Uygulama hızlandırılmalıdır. Bu, Case Management dahil mevcut usulü daha etkili bir şekilde çalıştırarak veya alternatif önlemler ve adımlarla sağlanmalıdır. Esas olan, davaları, adaletten taviz vermeksizin makul sürede bitirmek üzere hızlanabilmektir. Bu noktada baki kalan hakim ve savcı sayılarındaki ihtiyaç ve eksiklik de giderilmelidir.

 

Bu bağlamda, hakim ve savcı münhallerinde çağımıza ve sayılarımıza uygun, net kriterler belirlenerek, şeffaf, objektif ve bilimsel yöntemler kullanılmalıdır. Alınan neden alındığını, alınmayan neden alınmadığını bilmelidir.

 

Tebliğ ve İcralarda, Mazbatalarda ve Gayrimenkul Mecburi Satışlarında mevcut sistem uzun zamandır tıkanmış ve tatminkar olmaktan çıkmıştır. Genel tabiri ile icra, yargı sürecinin devamı ve Mahkeme Kararlarının Uygulanması olduğuna göre, yargı ve adalet sistemimiz bu anlamda tıkanmıştır. Tabi ki bu konular ülkedeki ekonomik durum ile de alakalıdır. Ancak Yargı ( ve Meclis ) bu tıkanıklığı aşmakla mükelleftirler. Formüller vardır ve dünyada uygulanmaktadır. Ülke şartları da dikkate alınarak ve hukukçulardan faydalanılarak bunun yapılması gerekir. Esas olan, yerleşmiş veya yerleşecek sistemin, aksamadan çalışması ve uygulanmasıdır. Aksi takdirde Avukatlar da dahil toplumun tüm kesimleri zarar görmeye devam edecektir.

 

Devlet kaynaklı bilgi ve belgelerin Avukatlar tarafından dava maksatları için temini de ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Biz bunun daha hızlı, pratik ve masrafsız olması için uğraşırken, uygulamada tam tersi gelişmelerle karşılaşıyoruz. Ama resmi dairelerin ve hükümetlerin umurunda değil. Bakın, biz bunları yargı bacağının vazgeçilemez üyeleri olarak adaletin sağlanması için ve hak arayan birey için istiyoruz. Dünyaya bir bakın, vatandaş ve onları temsil eden Avukatlar devletten ve hükümetten köstek değil hizmet bekliyor ve talep ediyor.

 

Yine hükümetlerin mahkemelerdeki altyapı, bina, malzeme, araç gereç ve personel gibi eksiklikleri devlet bütçesi içerisinde yeterli kaynağı ayırmak sureti ile çözmesi gerekir. Bunun yargı tarafından talep edilmesine fırsat dahi verilmeden yapılması gerekir. En güvenilir kurumumuzu bu şekilde yıpratıp sonra aksaksız adalet hizmeti beklemek mümkün değildir. Zaten yargı bağımsızlığına da terstir. Ki; bu sahip olduğumuz en önemli değer ve güvencedir.

 

Gerçek bir Hukuk Devleti olma iddiamız olsun istiyorsak, temel eksiklikleri görmezden gelemeyiz, bunları yapmayan hiçbir hükümetin veya devletin müdafaası olamaz.

 

Bir ülkede çocuk suçlular için bunca yıldır bir ıslahevi olmayacak ve onları yetişkinlerle aynı yerde ve aynı şartlarda tutacaksın, bir ülkede şiddet mağdurları için doğru dürüst bir sığınma evin olmayacak, bir ülkede mültecilere sığınma hakkı tanımayıp tutuklayıp yargılayıp üstelik geri ülkelerine göndereceksin, bir ülkede en temel konu siyasi çözümsüzlük olacak –bunun en can alıcı unsuru taşınmaz mal olacak - , - İnsan Hakları Mahkemesi’nin kabul ettiği bir Taşınmaz Mal Komisyonun olacak – Rum Kesimindeki ekonomi göçecek ve müracaatlar yığılacak, ancak sen kaynak ayırmıyorsun diye ödeme yapmayıp komisyonu da, Avukatı da, müracaatçıyı da yıllarca tehire zorlayacaksın ve İnsan Haklarından, Hukuk Devletinden bahsedeceksin.!

 

Baronun Avukatları temsilen yürüttüğü faaliyetleri özetleyip kapatmadan önce kısaca birkaç konuya daha değinerek kıymetli vaktinizi alacağım:

 

Yıllarca doğru dürüst denetimden ve sınırlamadan yoksun bir şekilde uygulanan ve maalesef mahkeme hükümlerine de yansıyan fahiş ve gayri-adil faiz enkazına karşı anayasaya, hukuka ve vicdanlara uygun yasal düzenleme ve çare için Avukatlar ve Baroları ciddi bir sınav ve mücadele vermiştir. Bu yapılırken meclisin ve hükümetin yaklaşımları nedeniyle bu mücadelede, Yasamanın Yargıya müdahalesi, Yürütmenin Yargı kararlarına gereken ehemmiyeti vermemesi ve kararların uygulanmasının geciktirilmesi gibi temel değerler de tehdit altındaydı.

 

Çok mesai ve enerji harcandı, yürüyüşler toplantılar düzenlendi. Sırasında yanlış anlaşıldık, haksız yere suçlandık. Hiçbir Avukat kimseyi mazbata ile hapse sokma heveslisi veya haksız alacak tahsil etme heveslisi değildir. Biz Avukatlar, hukuka ve adalete hizmet ederiz. Maaşımız olmadığı için de gelirimizi adalete hizmet ederek sağlamaya çalışırız. Esas konu hiçbir zaman ücret olmadı. ( çalışan bir sitemde ücret zaten hallolur ) Avukat hukuk sisteminin çalışmasını ister. İlla ki bu şekliyle çalışsın derdinde de değildir. Adil ve etkili bir sistem olup çalışması yeterlidir.

 

Siyasi maksatlarla, yetersiz, anayasaya aykırı ve mahkeme kararlarına müdahale teşkil eden yasal düzenlemelere veya girişimlere karşı hep şunları savunduk:

 

Madem gayri-adil ödenemeyecek alacaklar oluştu ve mahkemeler de yasal düzenleme yokluğunda ve imzalanmış olduğu için birçoğunda hüküm de verdi ( ama yasal düzenleme gerekir de dedi ), Gerçek bir Faiz Yasası’na ihtiyaç var dedik. Devlet alacakları dahil tüm borç-alacak ilişkilerini kapsayan, mahkeme hükümlüler dahil tüm geçmişe ve geleceğe şamil olan, adil-pratik-anlaşılabilir-hesaplanabilir, Anayasaya uygun olan, eski duruma dönüş içermeyen bir Faiz Yasası’nı savunduk. Yasa taslağımızı da hazırlayıp sunduk. Son geçirilen ( mevcut ) yasa tamamen olmasa da ciddi bir başarıdır. Ancak tabi ki; sistemin geri kalan kısımlarının uygulanması da gerekir. Keza Yasa kapsamı haricindeki duruma da çare için gerçek bir Faiz Yasası ihtiyacı halen durmaktadır.

 

Burada daha fazla detaya girecek vaktim veya hakkım yok. Ancak zaman geçtikçe toplumun tüm kesimlerinin bizi daha da iyi anladığını ve takdir ettiğini görüyorum. Burada bir başarı varsa Avukatların ve Hukuk Camiasınındır.

 

Bu bağlamda bir dip not olarak, Genel İşlem Şartları diye tabirlendirilen ve taraflar arasında imza edilmiş olmasına rağmen bir sözleşmenin veya maddelerinin geçerliliğini düzenleyen ve mahkemelere bu yetkiyi veren bir yasaya da ihtiyaç vardır. Bu alanda gelişmiş ülkelerde hem çok eskiye dayanan mahkeme kararları hem de yasal düzenlemeler mevcuttur ve Avrupa Birliği mevzuatının da bir parçasıdır.

 

Baroların asli görevleri; hukuku toplum adına koruyup kollamak, mesleki sorunların çözümü için çalışmak, her platformda Avukatların haklarını savunmak ve itibarlarını yüceltmek için mücadele etmek ve mesleğin gelişimi kapsamında çalışmak ve bu doğrultuda icraatlarını yürütmektir.

 

Bu kapsamda Baronun tamamen gönüllülük esasına göre çalışarak yürüttüğü faaliyetler şu şekilde özetlenebilir :

 

Baro, davet aldığı tüm Meclis Komite çalışmalarına icabet edip katılmış ve ciddi bir mesai ile elinden geldiğince ve anlaşılabildiği oranda çeşitli konulardaki yasa çalışmalarına katkı koymuştur.

 

Yasalar tahtında kurulup faaliyet gösteren Bilgi Edinme Kurulu, Medya Etik Kurulu ve Mal ve Hizmetler Hakem Heyeti gibi Kurullarda yerini fiilen alıp katkı koymuştur.

 

Hukuk Dergisi ve hukukçular için özel bilgiler içeren ajandalar aralıksız çıkarılmış, Avukat Kimlik Kartları da talebe göre çıkarılma aşamasındadır.

 

Adli Yıl Kapanışlarında, yılbaşlarında ve Avukatlar Günü’nde etkinlikler düzenlenmektedir.

 

Gerek oldukça Genel Kurul, Toplantı ve Basın Toplantıları düzenlenmektedir.

 

Konsey ve Başkanlar, ve Mahalli Baro Yönetim Kurulları düzenli olarak toplanmaktadır.

 

Avukatların Disiplin İşlemleri, baronun bağımsız Disiplin Kurulu tarafından ( bazı bölgesel sıkıntılara rağmen ) düzenli bir şekilde sürdürülmektedir.

 

Stajyer ve genç Avukatlara yönelik dersler ve kurslar tekrar başlama aşamasındadır ve seyrek de olsa seminerler düzenlenmiş, yurtdışı stajyer değişim programları uygulanmıştır.

 

Kıbrıs Türk Barolar Birliği ile Türkiye Barolar Birliği’nin birlikte organize edeceği Sağlık Hukuku Sempozyumu yurtdışından katılımcıların iştiraki ile 16-17 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecektir.

 

Özellikle Türkiye Barolar Birliği ile İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Bursa ve Eskişehir Barosu gibi büyük Barolarla ilişki, temas, karşılıklı ziyaretler ve işbirliği başlatılıp ileri safhalara getirilmiş, çeşitli Üçüncü Ülke Baroları ve Uluslararası Baro Örgütleri ile de temas sağlanmış, yeni kurulan Uluslararası bir Baro Örgütüne de Kurucu ve Asli Üye olarak katılım sağlanmıştır.

 

Yıllardır artmamış olan Avukat Ücretleri ile ilgili çalışmalar yapılmış olup, belki ilk kez bir defaya mahsus harçların da artmayacağı yeni tarifenin çok yakında devreye gireceğini ümit ediyoruz.

 

Avukatların emeklilik hakları ile ilgili kısıtlı da olsa çalışma ve görüşmeler gerçekleştirilmiş olup bunu devam ettirme kararlılığındayız.

 

Sair turnuvalar ve karşılıklı müsabakalar yanında Avukatlarımız Kıbrıs Türk Barolar Birliği olarak Dünya Avukatlar Futbol Şampiyonası’na katılmış ve yarı final oynayıp Dünya Üçüncüsü olma başarısını göstermişlerdir.

 

Hakim ve Savcılarla ( veya Yüksek Mahkeme ve Başsavcılıkla ) aramızda zaman zaman doğal olarak yaşanan sıkıntılarda iyi niyet ve diyalogla çözüm sağlanmıştır.

 

Baro ile KAYAD’ın müşterek çalışması ve projesi neticesinde Avrupa Birliği’nden 400,000.-Euro (Dört Yüz Bin Euro) ’luk maddi kaynak ülkemizde Kadına ve Çocuğa Şiddet ile mücadelede kullanılmak üzere temin edilmiş bulunmaktadır. Ayrıca Avukatlar namına Baro kendine biçtiği vicdani sorumluluk kapsamında Engelliler ve Kimsesiz Çocuklar gibi desteğe muhtaç kesimler için katkı koymaya çalışmaktadır.

 

Artan ve artacak olan tüm faaliyetlerin daha etkili bir şekilde sürdürülmesinde ve Baronun kurumsallaşmasında bir devrim mahiyetinde olan ve sadece kendi imkanlarımızla tamamlanmış bulunan, Konferans Salonu, Kütüphane, Toplantı Odaları, Seminer Odaları ve Restoran da içeren çok amaçlı Baro Merkez Binamız Ekim ayında hizmete girecektir.

 

Baro faaliyetlerinde görev alıp katkı koyan veya destek veren tüm meslektaşlarıma teşekkür ederim.

 

Gerek yasal düzenlemeler gerekse uygulama açısından bizleri çağdaş hukuk sistemlerine yaklaştıracak bir adli yıl temenni eder, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

 

16.09.2014

 

 

                                                                                  Ünver V. BEDEVİ

 

                                                                             K.T.Barolar Birliği Başkanı






KIBRIS TÜRK BAROLAR BİRLİĞİ
28.11.2014 TARİHLİ BASIN AÇIKLAMASI


Polis Genel Müdür Vekili Pervin Gürler’in basında yeralan, bundan sonra günün anlam ve önemini belirten pankartlar dışında bir görüşe izin verilmeyeceği yönündeki açıklaması, Polisimizin Hukuku ve İnsan Haklarını yeterince kavrayıp benimseyemediğinin yeni bir göstergesidir. Polis Örgütünün görevinin zorluğuna rağmen Anayasal hakları kısıtlamaya yönelik açıklama ve müdahaleleri kabul edilemez.

Yasal mevzuatımıza göre suç teşkil etmeyen veya yasa ile engellenmeyen eylemler Polis tarafından kısıtlanıp engellenemeyeceği gibi, Polisin kendini Yasa Koyucu veya Mahkeme yerine koymaya kalkması da Hukuk Devleti ile bağdaşmamaktadır.

İnsan Hak ve Özgürlüklerini gelişmiş demokrasiler seviyesine getirmek için çalışmamız gerekirken, toplumu geriye götürecek hukuk dışı yaklaşımları bilinçli bir şekilde ayırdedip engellememiz şarttır.