Merkezi Cezaevinde son birkaç gündür yaşanmakta olan ve mahkumların açlık grevi başlattıklarını açıklamaları kadar ciddi bir boyuta ulaşan gelişmeler, uzun zamandır konuşulması gereken bir problemi de gündemimize taşımıştır.

Anayasanın 14. Maddesi’nde düzenlenen “Kişi Dokunulmazlığı” hakkı, kimseye eziyet ve işkence yapılamayacağına, kimsenin insanlık onuruyla bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulamayacağını ifade etmektedir. Bu hak çerçevesinde değerlendirme yapıldığı zaman, gerek polis hücrelerindeki gerekse cezaevindeki yaşam koşullarının insanlık onuru ile bağdaşmadığı ortaya çıkmaktadır.

Cezaevinin kapasitesinin 170 kişi; şu anki mevcut tutuklu ve hükümlülerin sayısının ise 550 kişi civarında olduğu ifade edilmektedir. Bu rakamın kendisi bile, yemek – temizlik – barınma – sosyal aktivite – sağlık gibi noktalarda birçok hak ihlalinin yaşanmasına neden olmaktadır.

Bu koşullar sadece mahkum ve tutuklular için değil, aynı zamanda cezaevinin güvenliğini sağlayan gardiyanların çalışma güvenliği için de sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Birçok defa gardiyanların iş yaşamındaki insani olmayan çalışma koşulları için grev yapma yoluna gittikleri bilinmekte olan bir gerçektir.

Ceza adaletinden bahsederken, mahkum olan kişilerin cezalarını çektikleri sürecin nasıl işletilmesi gerektiği hususu karşımıza çıkmaktadır. Bu husus beraberinde erken tahliye uygulamalarını getirmektedir. Mevzuatımızdaki uygulama, cezasının belli bir kısmını çeken mahkuma (cinsel tecavüz dışında), Şartlı Tahliye Tüzüğü çerçevesinde cezasının geri kalanını cezaevi dışında çekmesine imkan tanımaktadır. Bugünlerdeki tartışmalar da sözü edilen tüzüğün işletilmesi yönünde yoğunlaşmaktadır. Barolar Birliği olarak bu konuda yaptığımız çalışmaların neticesi, Tüzüğün ve uygulamalarının adalet ile bağdaşmayacak şekilde keyfilik barındırdığı yönündedir. Şartlı Tahliye kararını verecek kurulda savunma adına herhangi bir kişi bulunmamaktadır. Genellikle siyasi atama sonucunda oluşturulan makamlar ve savcılık temsilcilerinden oluşturulan heyet içerisine, ya başvuru yapanın avukatı ya da Barolar Birliği tarafından atanacak bir avukatın olmasının elzem olduğu değerlendirilmeketdir. Buna ek olarak mahkumların dile getirdikleri keyfi kararlar verildiği iddiasının önüne geçecek bir uygulama da, kıstasların daha net ve olabildiğince kesinlik içerecek şekilde düzenlenmesidir. Şu anda bu tip kararlara karşı itiraz edilmesi neticesinde, yine aynı kurul değerlendirme yapmaktadır. Söz konusu uygulamanın da hukuk devleti ile bağdaşması mümkün değildir. Dünyadaki pek çok ülkede, bu kararları mahkemeler vermekte; verilen kararlara karşı yargı yolu bulunmaktadır.

Ayrıca şartlı tahliyenin bir beraat kararı olmadığının da bilinmesi gerekmektedir. Esas amaç olan, mahkumun cezaevi dışında ıslah edilmesi ve yeniden topluma kazandırılması için ne gibi önlemlerin alınması gerektiği de Tüzük içerisinde belirlenmemiştir. Bu aşamada Şartlı Tahliyenin daha kapsamlı bir yasa ile düzenlenmesi ve cezaevi içerisinde yaşanan hak ihlallerinin bir an önce sona erdirilmesi için gereken adımların atılmasını önermekte ve talep etmekteyiz.

Son olarak vurgulamak isteriz ki Barolar Birliği olarak, yaşanan sorunla ve çok ciddi bir insani durumu ve en temel hak olan yaşam hakkını ilgilendiren açlık grevi olayı ile ilgili olarak çözüm üretilmesi için her türlü katkıyı koymaya ve bu anlamda gerek duyulması halinde arabuluculuk dahil her türlü aktif görevi üstlenmeye hazırız.

Kıbrıs Türk Barolar Birliği adına
Hasan Esendağlı
(Başkan)