Ülke genelinde infiale neden olan ve herkesi derinden etkileyen Alayköy ve Lapta’ da ardı ardına ortaya çıktığı iddia edilen çocuğu yönelik  cinsel istismar olaylarının toplum genelinde etkisi sürerken, herkes sağduyulu ve hassas davranmalı ve mağdurun sadece bir ‘çocuk’ olduğu unutulmadan hareket edilmesi gerektiği inanındayız. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 kasım 1989’da benimsenen ve 2 Eylül 1990’da yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesi bugün dünya genelinde en fazla devletin onayladığı insan hakları belgesi olarak kabul edilmektedir. Bu sözleşmenin ilk maddesi ise konunun önemini vurgular bir biçimde; “On sekiz yaşın altındaki her insan çocuktur” şeklinde başlamaktadır. Çocuk Hakları ise; kanunen veya ahlaki olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu; eğitim, sağlık, yaşama, barınma; fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının hepsini birden tanımlamakta kullanılan evrensel bir kavramdır. Çocuk istismarı bir suç olarak hukuki bir kategori olmasının ötesinde psikolojik, tıbbi, ahlaki, dini ve toplumsal ve daha pek çok yanları içeren çok katmanlı bir sorun alanıdır.

Konunun ciddiyeti ülkelerin çocuk istismarını yasal zeminde insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında düzenlemesi, pek çok devletin Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olması dikkate alındığında gerek devlete gerekse de tüm topluma çocuk haklarının korunmasında ve çocuğun gelişiminde ciddi sorumluluk yüklemektedir. KKTC ise bu sözleşmeyi 1996 yılında onaylamış olmasına ragmen henüz ceza yasasında çocuk istismarı tanımını sözleşmedeki tanımına uygun biçimde iç hukukuna aktarmamıştır. Özellikle devletin çocuk istismarı ve çocuk hakları ihlallerinin önlenmesi için yapması gerekenler arasında;

1- İlk yöntem; topluma yönelik geniş çaplı eğitim sağlamaktır. Bu tür aktiviteler gelecekte çocuklarına istismar ve ihmalde bulunacak aileleri değiştirmeye yöneliktir. Bunlar arasında halk eğitim aktiviteleri, toplumda aile eğitim sınıfları ve aile destek programları yer alır.

2-  İkinci yöntem; daha önceden çocuklarına karşı istismar ve ihmalde bulunmuş ailelere, genç ailelere, çocuklarının ilgi gereksinimi olan ailelere, çocuk sahibi olan bireylere (annesiz veya babasız) ve ailelere yönelik olarak gerekli eğitimin verilmesidir.

3- Üçüncü yöntem ise, resmi olarak tespit edilmiş ve devamlı bir şekilde çocuklarına karşı şiddet ve ihmal uygulayan ailelere yönelik politikalar geliştirmek ve bunları uygulamaya koymaktır.

4- Dördüncü yöntem; polis teşkilatına bağlı karakollarda Çocuk Koruma Merkezleri kurulması, polislere cinsel istismar olaylarına karşı davranış ve mağdura yaklaşım konusunda eğitim verilmesidir.

Unutulmamalıdır ki çocuk istismarı, çocuk bireylerin ruhlarında tedavisi imkansız yaralar açmakta, çocuğun gelişimini ve potansiyelini gerçekleştirmesini engellemekte, tedavi edilmesi en zor olan travma olarak tanımlanmaktadır.Bu konuya ilişkin yazılan yazılar, toplum genelinde yapılan yorumlar ve özellikle basında yapılan haberlerin içeriği, ele alınış biçimi ve kullanılan dil genellikle çocuklarda yeni bir travma ve mağduriyete neden olduğu unutulmadan hareket edilmelidir.

Çocukların istismardan ve ihmalden korunmasının temel bir çocuk hakkı olduğunu hatırlatarak tüm kamuoyunu, toplumu ve devleti üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeye, sağduyuya ve yaşanan olayın bir çocuğun bedeninde ve ruhunda bıraktığı izlerin ciddi ve travmatik boyutlarını düşünerek hareket etmeye davet ediyoruz.