İnsan Hakları Herkes İçindir…

Kıbrıs Türk Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi, 17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Transfobi ve Bifobi ile Mücadele Gününde, Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks,ve Artı (LGBTİ+) haklarını koruma ve destekleme konusundaki kararlılığını yineler.

LGBTİ+’ların hak mücadelesi, Kıbrıs’ın kuzeyinde ve dünyada yürütülen diğer hak mücadelelerinden cinsiyet, ırk, dil, din, etnik köken, engellilik temelinde ayrımcılığa uğrayanların mücadelelerinden kopuk ve bağımsız değildir.

İnsan hakları, herkes için eşit uygulanması gereken, insan olduğumuz için, doğuştan sahip olduğumuz haklardır. Ancak ülkemizde LGBTİ+’ların cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelinde başta yaşam hakkı, işkence, insanlık dışı yada onur kırıcı muameleye maruz kalmama hakkı, eğitim, sağlık, barınma hakları olmak üzere birçok hakları ihlal edilmektedir. Bunu önleme ile ilgili olarak Anayasamız, yasalar ve mevcut prosedürler yetersiz kalmaktadır.

Kıbrıs Türk Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi olarak bizler de LGBTİ+’ların insan hakları mücadelesine taraf olduğumuzu dillendiririz. Tüm meslektaşlarımızı ve kamuoyunu homofobi, bifobi ve transfobiye karşı ses çıkartmaya, bu sesi çoğaltmaya davet ediyoruz.

  • 12 Mart 2019 tarihinde yapılan açıklama.

Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi olarak dün evinde bulunan kitaplar ve bunların içerikleri sebebiyle bir insanın gözaltına alınıp aleyhinde yasal işlem başlatılması temelinde Anayasamız ve meclisimizde onaylanıp iç hukukumuzun parçası olan insan hakları sözleşemeleri tarafından korunan ifade özgürlüğünün tehdit altında olmasını şaşkınlık ve üzüntü içerisinde deneyimliyoruz.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesi ve Anayasamızın 24. Maddesi bu özgürlüğün düşünce ve görüşleri alma özgürlüğünü de kapsadığını açıkça ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin oldukça yaygın olarak bilinen Handyside kararında davaya konu mesele yine kitap üzerinden olup, verilen kararda devleti veya toplumun bir kesimini inciten veya rahatsız eden düşünceler için de ifade özgürlüğünün geçerli olduğu belirtilmiş ve bunun demokratik toplumun olmazsa olmaz koşulları arasında olduğu söylenmiştir. Bunun yanında, AİHM son dönemlerde verdiği iki önemli kararda (Mahmudov and Agazade v. Azerbeycan ve Lewandowska-Malec v. Polonya) hakların sınırlandırılmasına giderken devletlerin ölçülülük ilkesine bağlı kalmaları gerektiğini belirtmiş ve kişiler hakkında ifade özgürlüğünü kısıtlayabilecek yargılamalar yapıldığı durumlarda bunun ceza yargılaması olmaması gerektiğini işaret etmiştir. Mahkemeye göre ifade özgürlüğünün ceza yargılamaları üzerinden kısıtlanması, toplumda sansürün yaygınlaşmasına neden olabilmektedir.

İfade özgürlüğünün insanı insan yapan en temel özelliklerden biri olan kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olma hakkının en temel koşullarından birdir.  Hakikate ulaşabilmek için sansürsüz bir tartışmaya, fikirlerin kısıtlanmaksızın birbiriyle çatışabileceği bir kamusallığa ihtiyaç vardır. Ayrıca, demokrasilerin en temel özelliği olan halk egemenliğinin ancak ifade özgürlüğü ile ve yine demokratik toplumların vazgeçilmez bir niteliği olan hoşgörünün de ancak farklı görüşlerin ifade edilebilmesiyle mümkün olabilir.

İnsan hakları Komitesi olarak, bireysel hakların ötesinde, karşı karşıya kaldığımız durumu toplumsal açıdan da değerlendirme gereği duymaktayız. Bu bağlamda, birbirine tahammül edebilen, çatışan görüşleri soğuk kanlılıkla ele alabilen, barışçıl ve hoşgörülü bir toplum olabilmek için farklı görüşlerin kendisini ifade etmesine, toplumun bu görüşlerle karşılaşmasına ve onların varlığını tanımasına ihtiyaç olduğunun altını çizeriz.